Kategori | Genel

Bitkiler, İlaç ve Tedavi

İnsanoğlu bitkilerle başladığı tedaviye, bir ara sentetik ilaçların gücüne kapılarak adeta ara vermişse de yeniden doğaya dönüş akımıyla en son farmasötik teknoloji olanakları ve iyi üretim koşulları ile üretilen bitkisel ürünlerle, bitkisel ilaçlarla yeniden “merhaba” demektedir.

Yaz günleri gölgesinde serinlediğimiz, cadde ve parklarımızı süsleyen, meyvelerini yediğimiz ağaçlar; duygularımızı ifade etmek, sevinçleri Bitkileracıları paylaşmak için dostlarımıza gönderdiğimiz çiçekler, sağlıklı yaşamak için mutlaka yenilmesi önerilen çeşit çeşit sebzeler.

Bitkiler deyince aklımıza ilk geliveren bunlar, çam, akasya, kavak, söğüt, elma, armut, kiraz, papatya, gül, karanfil, kasımpatı, sardunya, şarkılara giren nane limon.

İnsanoğlu, önce yakın çevresindeki yabanıl bitkileri tanımış, deneme yanılma yöntemiyle yiyebileceklerini ve yenmemesi gereken zehirli olanları belirlemiş. Hastalıklarını iyileştirmede de yakın çevresindeki bitkilerden yararlanmış. Değişik bitkilerin yapraklarını, çiçeklerini, toprak üstü kısımlarını, meyvelerini, tohumlarını, köklerini veya kabuklarını su ile kaynatarak çay, ezerek macun veya lapa halinde ya da yağda bekleterek ilaç olarak kullanmış…

Dünyanın değişik yörelerinde farklı iklimlerde farklı bitkiler yetiştiğinden buralarda yaşayan insanların ilaç olarak kullandığı bitkiler ve ilaç hazırlama yöntemleri de farklı özellikleri ile karşımıza çıkmaktadır. O bölgede yaşayan insanların deneme-yanılma yöntemiyle geliştirdikleri ilaçlar, hangi bitkinin hangi hastalığa karşı nasıl kullanılacağına ait bilgiler zamanla birikerek ve nesilden nesile aktarılarak o bölgenin o topluluğun tedavi kültürünü (tıp sistemi) oluşturdu. Amerika’da Maya yerlileri ve değişik kızılderili boylarının ilaç olarak kullandığı bitkiler, Asya’da Çin ve Hindistan’da hazırlanan bitkisel ilaçlar ve tarihte Asia minor diye anılan Anadolu’da çok zengin bitki çeşitliliğinin doğurduğu zengin tedavi kültürü, bugün araştırmacılar tarafından (ethnopharmacognosy, ethnopharmacology) incelenmektedir.

Geçmişten bugüne bitkiler

Bitkilerin tedavi edici değere sahip değişik kısımlarını (yaprak, çiçek, tohum, kök, kabuk vb. bitki kısımlarına eczacılıkta verilen genel isim: drog) su ile kaynatarak ya da ezip usaresini alarak hazırlanan ilk ilaçlar, bilimin ilerlemesi ve eczacılık tekniklerinin gelişmesi ile bitkilerden elde edilen tentürler, ekstrelerden hazırlanan pilul (bugünkü tablet ve pastillerin öncüsü), şurup veya merhem gibi hazır ilaç şekline geçti.
Daha sonraları kimya bilimindeki ilerlemeler, bitkilerin tedavi edici değere sahip etken maddelerinin saf halde elde edilmesini ve yapılarının tayinini sağladı.

Örnek vermek gerekirse, bugün konjestif kalp yetmezliği olan hastaların kullandığı digitoksin adlı etken madde, Digitalis purpurea adlı bitkinin rozet yapraklarından elde edildi. Türkiye’de doğal olarak yetişmeyen ama park ve bahçelerde bazen süs bitkisi olarak yetiştirilen pembe-erguvan çiçekli “yüksük otu” denilen bu bitkinin rozet yapraklarından 1869 “digitalin” adı verilen etken madde elde edilmiştir. Takip eden yıllarda izolasyon tekniklerindeki gelişmeler sonucu daha da temiz ve saf haldeki bugünkü ilacın etken maddesi elde edildi.

Kimya bilimindeki hızlı gelişme 1900’lü yılların ortalarına doğru sentetik ilaç hammaddeleri ve sentetik ilaçların üretimini artırdı. Tek madde olduğu için kolay doze edilebilen, çabuk etki gösteren sentetik ilaçlar, henüz uzun vadede yaratacakları yan etkiler de bilinmediğinden çok popüler oldular ve adeta bitkilerin tedavide kullanılışını ve bitki ekstreleri taşıyan ilaçları gözden düşürdüler.

Ancak bitkilerin taşıdığı etken maddeler, sentetik ilaç etken maddelerinin hazırlanması sırasında çoğu kez modellik etmişlerdir. Ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak çok bilinen ve çok kullanılan aspirin, söğüt (Salix alba) ağaçlarının kabuklarında bulunan ve bu drogun antiromatizmal ve ateş düşürücü olarak kullanılmasında etken olan saligenol türevi (salikozit, saliretin vb.) maddelere benzer yapıdadır. Bu nedenledir ki günümüzde yeni yeni etkileri ve kullanma alanları saptanan (kalp krizini önleme ajanı olarak önerilen) aspirini üreten firma, tanıtım broşürlerine söğüt yaprağı resmini koymaktadır.

Doğaya dönüş

Bitkilerin canlı birer organizma olarak kendi yaşamlarını sürdürmek için ürettikleri, taşıdıkları çok değişik yapıdaki kimyasal maddelerin, bitki ekstrelerinden saf halde elde edilerek yapılarının tayin edilmesi araştırmaları günümüzde de yoğun olarak gerek üniversitelerin ilgili birimlerinde gerekse dünyaca ünlü büyük araştırma merkezlerinde sürdürülüyor. Elde edilen maddelerin farmakolojik etkilerinin olup olmadığı da özel araştırma merkezlerinde inceleniyor.

Günümüzün ölümcül hastalıkları kanser ve AIDS’e karşı etkili bitkisel maddeler araştırılmaktadır. Yoğun çalışmalar sonunda Taxus baccata bitkisinden elde edilen taksol adlı bileşik, son yıllarda özellikle yumurtalık kanserinde kullanılan en etkili ilaç olarak bilinmektedir.
Vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren etken maddeler de Echinacea türü bitkilerde bulundu. Bugün Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinde mevsim değişikliklerinde soğuk algınlığı hastalıklarını önlemek için Echinacea ekstreleri taşıyan tabletler, drajeler, kapsüller yaygın olarak kullanılıyor. Kronikleşen, sık tekrarlayan solunum yolları enfeksiyonlarında da aynı bitkisel ilaçlar öneriliyor.

Son yıllarda beyin hücrelerinin daha iyi beslenmesi ve oksijen alması için kullanılan ilaçların en gözde olanı Ginko biloba (mabet ağacı, fosil ağaç, japon eriği) yapraklarının ekstresini taşımaktadır. Çağımızın büyük sorunu stresin getirdiği depresyon ve uyku düzensizliğine karşı St. Johns Wort (Hypericum perforatum) bitkisinin topraküstü kısımlarından elde edilen ekstre ile hazırlanmış drajeler, kapsüller yaygın olarak kullanılmaktadır.

Almanya gibi Avrupa ülkelerinde eczanelerde, Amerika Birleşik Devletlerinde ise zincir marketlerin sağlık ürünleri bölümlerinde bulunan yukarıda bazı örnekleri verilen bitkisel ilaçlar, yazılı ve görsel basında çok sık yeralmakta, bu da tüketimi artırmaktadır.

Özetlersek, insanoğlu bitkilerle başladığı tedaviye , bir ara sentetik ilaçların gücüne kapılarak adeta ara vermişse de sentetik ilaçların yan etkilerinin çokluğunun getirdiği yeniden doğaya dönüş akımıyla en son farmasötik teknoloji olanakları ve iyi üretim koşulları (GMP) ile üretilen bitkisel ürünlerle, bitkisel ilaçlara yeniden “merhaba” demektedir.

Bilimsel standartlar eksik

Dünyada bu yeniden doğaya dönüş akımı gelişirken Türkiye’mizde bitkilerle tedavi ve bitkisel ilaçlar incelendiğinde, ne yazık ki çoğu alanda olduğu gibi durumun çok iç açıcı olmadığı görülmektedir. Basında çıkan çoğu kez abartılı yazılar halkı bitkilerle tedaviye yönlendirmektedir.
Ancak, tedavi edici değere sahip (tıbbi) bitkilerin temin edildiği tek yer olan aktarlar, bilimsel açıdan gerek bilgi gerekse hijyen ve sunuş olarak uluslararası standartları taşımıyor. Hazır bitkisel ilaçlara gelince, Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar izlediği politika sonucu ülkemizde bitki ekstrelerini etken madde olarak taşıyan ilaçlar (üretim izni önceden alınmış veya bitkisel olduğu vurgulanmamış birkaç tane istisna dışında) üretilmemektedir.

Avrupa (özellikle İtalya, Almanya, İngiltere ve İspanya) ülkelerinde veya Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilmiş bitkisel ilaçlar, Sağlık Bakanlığı ilaç olarak değerlendirmediği için Tarım Bakanlığı’ndan gıda maddesi-destekleyici gıda izni alınarak ithal edilmekedir. Her ne kadar bu ürünlerin bir kısmı şimdilik eczanelerde bulunuyorsa da ileride market raflarına kaymaları ve kontrolden uzaklaşmaları gündeme gelecektir. Çünkü, bu haliyle sadece satılacak bir ürün oldukları için daha çok satılmasını sağlayacak her yol denenecektir.

Hiç değilse alıp kullananlarda yarattığı yan etkileri, memnuniyetsizlikleri ya da yararları eczacılar tarafından izlenmeli, toplanan bilgiler eczacı örgütlerinde değerlendirilerek halk sağlığı korunmalı. Ayrıca, tıbbi bitkilerin basında yeraldığı ya da aktarlarda söylendiği gibi her derde deva olarak alınıp bilinçsizce kullanılması son derece sakıncalıdır. Bitkilerin de sanıldığı kadar masum olmadığı unutulmamalı. Pek çoğu fazla kullanılırsa ya da uygun şekilde kullanılmazsa vücuda yarar yerine zarar verebilir.

Halk arasında özellikle henüz modern tıbın tam çaresini bulamadığı kanser gibi ölümcül hastalıklarda, hasta sahipleri kendilerine önerilen her çareyi hiç düşünmeden kabul ediyor, ne olduğu belirsiz ot karışımlarına ya da kavanozlara doldurulmuş kara-sarı-yeşil sıvılara, yağlı karışımlara “son çare” ilaç diye akıl almaz paralar ödüyorlar. Bu ödemeler için evlerini satanlar, hastasını hastalığın hekimlerce söylenen normal seyri sonucu kaybettiklerinde yoksulluk içinde kalan insanlarımız sanıldığından çok fazladır.

Üstelik bu son çare ilaç umutları bazı televizyon kanallarında hasta sahiplerini ağlatan yalvartan yayınlarla körükleniyor ve sömürülüyor. Program yapımcılarının bu tip programları yaparken konunun uzmanlarıyla önceden görüşmeleri gerekir. Bu ön çalışma ve bilimsel değerlendirme, hem izleyicilere hem de mesleklerine saygının gereğidir.

Isırgan otu ve kanser

Son olarak ısırgan ile kanser tedavisi yapıldığı iddiasının ele alındığı programda bitkisel ilaç hammaddeleri ile uğraşan bilim dalından (Farmakognozi) bir uzmanın olmayışı hem katılan hekim arkadaşları zor durumda bıraktı, hem de izleyenlerin eksik bilgilendirilmelerine daha da kötüsü hasta sahiplerinin üzüntü ve acılarının istismarına yol açtı.

Farmakognozi bilimi ile uğraşan bir bilim insanı olarak, diğer tıbbi bitkiler gibi ısırgan bitkisi üzerinde de dünyada ve Türkiye’de yürütülen yoğun bilimsel araştırmalar bulunduğunu, alınan sonuçları ve devam etmekte olan çalışmaları kamuoyuna aktarmak, adı geçen TV kanalına yayın sırasında ulaşılamadığı için mümkün olamadı.

Medyanın rating uğruna pek çok değeri, etik kuralı hiçe sayması bilim insanlarını tedirgin etmektedir. Meslek eğitimi sırasında tıbbi bitkileri, etken maddeleri, kullanılışları, yan etkileri vb. bilgileri teorik ve pratik derslerde öğrenenler sadece eczacılardır.

Sağlık Bakanlığı’nın bitkisel ilaçlar konusunda ülkemizin yetişmiş Farmakognozi Bilim Dalı elemanlarının bilgi ve deneyimlerinden yararlanması gerekir. Sizler de tıbbi bitkiler ve bitkisel ilaçlar ile ilgili sorularınızı eczacılarınıza sorabilirsiniz.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar