Kategori | Genel

Diabet Göz Komplikasyonları

Diabet hastalığı nedeniyle gözde komplikasyonlar hastalık tipine, süresine ve kontrolsüzlüğüne bağlı olarak artar. Göz küresinde diabet hastalığı ile etkilenen bölümlerin başında retina gelmektedir. Diabetik retinopati gelişir. Ayrıca gözde kırılma kusuru, lens kesiflikleri ortaya çıkar. Trabekülum bozulur ve ekstaoküler adalelerde fonksiyon değişiklikleri olabilir.

Diabete bağlı göz komplikasyonları tip I diabette daha sık görülmektedir. Diabetin iyi kontrol edilmemesi komplikasyonları kolaylaştırır. Diabetle beraber hipertansiyon, sistemik hastalıklar komplikasyonları kolaylaştırır.

Genel olarak diabetik hastalarda kan şekerinin yükselmesi miyopi, kan şekerinin düşmesi hipermetropi yönünde görme kusuru meydana getirir. Onun için diabetik hastalar dengesiz kan-glisemi durumlarında görme bulanıklıklarından şikayet ederler. Burada lensin osmotik basınç değişiklikleri rol oynar.

Retina Komplikasyonları

Göz küresinde görme hücrelerini taşıyan retinada diabet hastalığına bağlı özel damar bozuklukları ortaya çıkar. Diabet süresi, diabet tipi ve hastalığın kontrolü retinopatinin gelişmesi ve ağırlaşmasında en önemli faktörlerdir. Kan şekeri regüle olan hastalarda diabetik retinopati geç ortaya çıkar. Normalde hastalığın 5-10 senesinde retina bulguları yoktur. Erken başlayan ve tip I özellik taşıyan hastalarda retinopati ağırdır ve bu hastalardaki retinopati iskemik özellikler gösterir.Tip II diabetiklerde hastalık daha selim karakterdedir. Bu hastalarda ödemli retinopati bulguları vardır. Bunların küçük bir bölümü iskemi özelliği taşıyarak görmeyi bozarlar.

Diabetik retinopati; başlangıç retinopati, iskemik retinopati ve ödemli retinopati olmak üzere çeşitli şekillerde görülür. En fazla başlangıç ve ödemli diabet retinopatisine rastlanmaktadır. Yaşlı diabetik kişilerde ödem sonucu görme azalması belirgindir. Başlangıç diabet retinopatisi: Gözde mikroanevrizma, mikro kanama, sert eksüda ve minimal ödem ile tanınır. Burada fizyopatolojik olarak gelişen olaylar anormal permiabite sonucu başlangıç retinopati bulgularını meydana getirirler. Bu bulgular maküla alanında toplanırsa diabetik makülopati başlar. Bu makülopatinin ağırlığı derecesinde hastalar görmelerinde sıkıntı çekerler. Uzak ve yakın görmeleri azalır. Erken devreden itibaren diabetik retinopati fizyopatolojisinde hücrelerde nazal membran kalınlaşması, perisit hücrelerinin kaybolması, endoten hücrelerde proliferasyon belirgindir. Bunun yanında, kan-retina engeli ortadan kalmaktadır ve kan vizkostesi değişmekte, agregrasyon faktörü belirginleşmektedir.

İskemik diabet retinopatisi: Sızdıran mikroanevrizmalar dışında tanınan kapillerler, yeni damar oluşumları ve anoksit retina komplikasyonlarını meydana getirmesi açısından önem taşır. İskemik diabet retinopatisinde görme ödemli retinopatiye göre daha iyidir. Ancak komplikasyonları açısından iskemi daha tehlikeli bulunmaktadır. İskemik diabet retinopatisi makülopati ile birlikte olabilir. Bu durumda hastalar yakın görmelerini de önemli ölçüde kaybetmiş olabilirler. Retinanın değişik katlarında kanamalar, değişik büyüklükte mikroanevrizma ve mikro kanamalar dışında özellikle arka kutupta yumuşak eksüda arterior boşluklarına bağlı olarak beyaz kordonlar, yeni damar yumakları ve fibroz dokunun arka kutupta papillomaküler bölge içinde gelişimi ağır diabet retinopatisi bulguları olarak hastalarda göziçi kanamasını kolaylaştıracak özellikleri ortaya çıkarırlar. Ödemli tip diabet retinopatisi: Belirgin olarak normal permiabite artışı vardır ve bu anormal permiabite artışı sonunda hücreler arası sıvı arttığı için görme kalitesi azalır.

Diabet hastalarında retinanın kontrolünü rutin göz muayeneleri ile gerçekleşir. Hipofloresan, hiperfloresan ve anormal permiabite sonunda göllenme sızıntı alanlarının saptanması önemlidir. Diabet retinopatisinin izlenmesinde Fundus Floresein Angiografi en önemli ek muayene yöntemidir. Belirli aralıklarla kol venasından % 10 konsantrasyonla verilen floresein koroid ve retina damarlarında meydana gelmiş patolojiyi ve yayılma alanını ortaya çıkarır. Bu nedenle; gerek tanı, gerek tedaviden sonraki kontroller için FFA muayeneleri önemlidir.

Diabet retinopatisinde tedavinin amacı sızdıran mikroanevrizmaları, tıkanan kapillerleri bulmak ve bunları
ortadan kaldırmaktır. Bunun dışında yeni damar oluşumları ve anoksik retina bölgelerinden birinci derece sorumlu olan vazoproliferatif faktörü ortadan kaldırmak amacı ile geniş retina tedavisi etkin bulunmaktadır. Bu tedaviler sonunda retinada büyük bir bölüm fonksiyonunu kaybeder, bırakılan bölüm hastanın görmesi için kullanılacak sağlam bir görme alanıdır.

Diabet retinopatisinde rutin göz muayenesi ve FFA kontrollerle hastalarda fotokoagülasyon zaman, şekli ve süresi saptanır. Terminal devrede ağır iskemik diabet retinopatisine bağlı göziçi kanamaları ve fibroz doku gelişmiş hastalarda vitrektomi ameliyatı denenebilir.

FOTOKOAGÜLASYON: Argon laser fotokoagülasyonu kullanılmaktadır. Retinanın periferik alanı için yeşil-mavi argon laser kullanılır. Maküla alanında yeşil argon laser kullanılması uygundur. Dayeargon laser özel diabet retinopatisi bulgularında tedavi amacı ile tercih görebilir. Fotokoagülasyon erken diabet retinopati devresinde küçük sızıntıların kapatılabilmesi için başarı ile kullanılabilir. İskemik diabet retinopatisinin ön devrelerinde sonuç başarılıdır. Yeni damar oluşumlarının ortadan kaldırılması bu tedavi ile mümkündür. Ancak terminal devre diabet retinopatisinde her zaman laser fotokoagülasyon laserle sonuç vermez. Bu hastalarda görme kaybı devam eder ve hastalar görmelerini kaybedebilirler.

Bu hastalarda vitrektomi ameliyatı önerilebilir. Vitrektomide beklenen görme keskinliği sınırlıdır. Diğer göz komplikasyonları riski vardır. Vitrektomi ameliyatları teknik açıdan ve tecrübe açısından özel ihtisas gerektirir.

DİABET HASTALARINDA LENS: Diabetik hastalarda, özellikle tip I diabette lens kesiflikleri iyi regüle olmayan kan şekeri saptanan hastalarda sık görülür. Çünkü ön kamera sıvısındaki lensin osmotik basınç değişikliklerine bağlı membran patolojileri su emmeleri Ve kapsül altı kesifliklerine yol açar. Özellikle erken yaşta başlayan ve tip I diabet özelliği gösteren hastalarda ön ve arka kapsül vakalizasyonu, kapsÜl altı kesiflikleri ve bunların korteks bulanıklığı ile zenginleşmesi katarakt olayını geliştirmektedir.

Her ne kadar yaşlılarda görülen kataraktın diabetle kolaylaştığı bilimsel olarak ispatlanmamışsa da, yaşlı kişilerde diabetle birlikte kataraktın bulunması seyrek değildir ve beraber bulundukları zaman katarakt tedavisi açısından bir özellik çıkar.

Kataraktın tedavisinde diabet retinopatisi yol gösterilmesi açısından önem taşır. Diabet retinopatisi ağır özellikler gösteren kataraktlı hastalarda cerrahi komplikasyonlar fazladır. Başlangıç diabet retinopatisinde cerrahi komplikasyonlar azdır. Başlangıç diabet retinopatisi ve proliferasyon ödem taşımayan diabet retinopatide güncel katarakt ameliyatı olarak bilinen ekstrakapsüler lens cerrahisi ve aynı seansta göziçi lensi uygulaması emniyetle yapılabilir. Bu amaçla lokal/genel anestezi kullanılır. Hastalarda bulanıklaşmış lens içi temizlenir. Bırakılan kapsülün içine yapay göz lensi yerleştirilir. Göz cerrahisindeki teknik gelişmeler sonunda hastalar erken devrede mobilize edilebilirler, aynı gün eve gönderilebilirler. Ameliyat, ameliyat mikroskobu altında gerçekleştirilir.

GLOKOM: Diabet hastalarında retina hastalıklarının sonucu glokom gelişebilir. Buna neovasküler glokom adı verilir. Başlıca sebebi retinada ekvatororaserrata arasında bulunan iskemik retina dokusudur. Bu iskemi özellikle filtrasyon görevini üstlenmiş trabekulun üzerinde bazı değişiklikler yapar ve damarlanma yapışıklıklar sonunda kolaylıkla kanama yapan bir glokom tipi ortaya çıkar. Buna neovasküler glokom adı verilmektedir.

Hastalarda bu neovasküler glokom çeşidi belirdiğinde göz tansiyonu şiddetle artar, iris dokusunun üzerinde damarlar belirir ve hasta ağrılı, sancılı bir tablo içinde doktor müracaatında bulunur. Neovasküler glokomun ana nedeni diabet retinopatisinde iskeminin erken tanınmaması ve tedavinin erken ele alınmamasıdır. Hastalar düzenli kontrollerden geçerek iskemi devresi tanınıp tedavi edilirlerse glokom komplikasyonu diabetlilerde gelişmez ve neovasküler glokom adı ile bilinen göz tansiyonu yüksekliği belirdiğinde hastalar genellikle görmelerini kaybetmiş sayılabilirler. Bu durumda hastalarda mümkün olursa kriogoagülasyon, fotokoagülasyon uygulanır. Aynı zamanda bu hastalarda özel filtran ameliyatlar (Monteno tüpü) yapılabilir. Neovasküler glokomun kontrol edilememesi durumunda göz küresinin ameliyatla alınması gerekebilecek ağrılı durumlar seyrek değildir.

Ekstrakapsüler adalelerde özellikle 6. kafa çifti etkilenerel içe şaşılık meydana gelir. Vasküler kaynaklı adale felçleri, 4-6 ay içinde geriler ve kaybolur. Adale felçler sonunda hastalar belirgin şekilde çift görürler ve bu çift görmelerini bir gözlerini kapatarak gidermeye çalışırlar. Erken devrede hastalar tek gözlerini kapatırlar, geç devrede ise hastalar başları ile yan bakma alışkanlığı kazanırlar. Baş pozisyonu gelişir.

SONUÇ: Diabete bağlı göz komplikasyonları özellikle 10-15 seneden sonra diabetiklerin karşı karşıya kaldıkları önemli komplikasyomlardır. Tip I diabette bu komplikasyonlar daha sıktır ve daha ciddi şekilde seyrederler. İskemik retinopati bulguları saptanan hastalarda periodik ve tedaviler ve kontroller önemlidir. Ödemli retinopatide hastanın görme keskinliğini artırabilecek özel yöntemlere başvurulabilir. Lens hastalıkları belirli retinopati özelliklerine göre tedaviye alınmaktadır. Geç devrede tedavinin diabette etkisiz kalacağı belirtilmelidir.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar