Kategori | Genel

Fitoterapi – Bitkilerle tedavi

Bitkilerin kesin etkinliği gösteren bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Ancak bu eksiktir ve bu nedenle bitkisel ilaç yazarken ve kullanırken, bazı kurallara uymak gerekir.

19-20 yüzyıllarda kimya ve biyokimya bilimlerindeki gelişmeler ilaç sanayiine büyük bir ivme kazandırdı, bu sayede etkinlik, zararsızlık ve kalite prensipleri benimsenerek analitik, toksikolojik, farmakolojik ve Bitkilerklinik çalışmalar sonucu, laboratuvarlarda tıbbın ihtiyaçlarına cevap veren pek çok ilaç geliştirildi . Yine de, özellikle geçen yüzyılda üretilebilen ilaçların birçoğu ancak bitkisel kökenli olabildi. Örneğin söğüt kabuğundan üretilen aspirin , yüksükotundan elde edilen digoksin , kınakına bitkisinden çıkarılan kinin , haşhaştan elde edilen morfin gibi . Günümüzde ise mevcut ilaçların 1/4′ i bitkisel kökenlidir ve bunların bir çoğunda bitkiden elde edilmek istenen etken madde, laboratuvar ortamında kopya edilmektedir .

Son yıllarda sentetik ilaçlarla meydana gelebilen ciddi yan etkilerin yol açtığı medikal ve ekonomik sorunlar, “yaratıcıları” arasında uluslararası ilaç sanayiinin de yer aldığı, endüstrileşmiş ülkelerdeki çevre kirliliğinin güçlendirdiği ekolojik yaklaşımlar ve hareketler, küratif tedavileri henüz mümkün olmayan bir çok kronik hastalığın oluşturduğu tehdit ve doğallığın her zaman etkili ve yan etkiden arınmış olduğu düşüncesi gibi bir çok faktöre bağlı olarak bitkisel tedavi tekrar popüler hale geldi. 1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bitkisel ilaçların satışının bir önceki yıla göre %9 ‘luk bir artış göstermiş olması , hastaların %-5’lik bir bölümünün temel tedavi olarak sadece bitkisel tedavi alıyor olması, bu tedaviler için yalnız Amerika’da yılda 3,24 milyar dolar, İngiltere’de 40 milyon sterlin harcanması, Dünya Sağlık Örgütü’nün insanların %0’inin doğal tedaviye inandığını açıklaması bu popülaritenin iyi bir göstergesidir. Halen bitkisel ilaçlara gönül veren bir çok hasta bitkisel ilacını, aktardan aldığı bitkiden veya bitki parçalarından kendi mutfağında hazırlar ve genelde doktora veya diğer bir uzmana danışmadan kullanır. Diğer yandan, konvansiyonel sentetik ilaç üretimi kalitesinde ve standartlar temelinde bitkisel ilaç üreten firmaların sayısı da giderek artmaktadır.

Herbalistler (bitkisel tedavi uzmanları) bitki tedavisinde, sadece etken maddenin izole edilip verilmesini amaçlayan konvansiyonel tedavinin aksine, maksimum etkinin bir bütünsellik içinde ortaya çıktığını, bitkinin tüm bileşenlerinin olumlu etki üzerinde bir payı olduğunu savunurlar. Onlara göre saflaştırılmamış bitkinin kullanımı, bitkiyi oluşturan maddelerin birbirini nötralize etmesi sebebiyle yan etki olasılığını azaltmaktadır .

Ancak, unutulmamalıdır ki, doğal olan her zaman güvenli olan demek değildir. Pek çok bitki yüksek derecede toksiktir ve diğer tamamlayıcı tedavi yöntemleri içinde fitoterapi yan etki ve toksisite yönünden çok daha fazla risk taşır. Yapılan bir araştırmada, Kuzey Amerika’da bitkilerden zehirlenenlerin sayısının hayvanlar tarafından yaralananlardan daha çok olduğu ortaya kondu. Literatürde ise kullanılan şifalı bitkilerin bir kısmının hepatotoksik olduğunu kanıtlayan çeşitli çalışmalar ve zaman zaman ölümcül olduğunu gösteren vaka sunumları vardır. Bu tür bir tedavinin direkt toksik etkisinden başka, hastanın kullandığı diğer konvansiyonel ilaçlarla tehlikeli boyutlarda etkileştiği bilinmektedir.

Yan etkiler veri bankası

Çeşitli kuruluşlar bu denli toksik olabilen ve bir o kadar da rağbet gören şifalı bitkilere belli standartlar getirmeye ve fitoterapiyi bir “ototerapi” olma şeklinden çıkarmaya çalışmışlardır. Bu tür girişimlerin en çok yapıldığı ülke İngiltere ‘dir. Exeter Üniversitesi ve Ulusal Medikal Herbalist Enstitüsü, uygulayıcılar tarafından bildirilen yan etkilerin kaydedildiği bir veri bankası olan ‘yeşil kart’ sistemini oluşturmak için çaba sarfetmektedir. Yine aynı enstitü ve diğer bazı merkezler patoloji, biyokimya, farmakoloji, farmakognozi, fizyoloji, botanik, beslenme, klinik tanı ve diğer komplemanter tedavi yöntemlerini kapsayan 4 senelik bir kurs düzenlemekte ve mezunlarına tüm ülkede geçerli herbalist diploması vermektedir . Benzer çalışmalar Amerika ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde de yapılıyor.

Peki bu kadar çabanın amacı nedir? Amerika’da Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından, kanserde etkili tedaviyi bulmak için yapılan araştırmalarda son 10 yılda incelenen 53.000 maddenin 37.500′ ünün bitki (36.000 tanesi kara, 1500 tanesi deniz bitkisi) olması , 1983-1993 yılları arasında tanımlanan ilaçların %0′ nın bitkilerden köken alması ve bunların Amerika’da reçete edilen ilaçların %0′ sini oluşturması , Almanya’da 7. en çok satan reçeteli ilacın lisanslı Hypericum Perforatum (Sarı Kantaron) preparatı olması konvansiyonel tıp çevrelerinin, her ne kadar fitoterapiyi alternatif tıp metotları içinde kabul etseler de, bitkisel ‘şifaya’ inandıklarını göstermektedir.

Sonuçta, bir tarafta tüm temellerini bilimselliğe oturtmuş günümüz tıbbı, diğer tarafta bilimsellikten/kaliteden uzak kaynaklara dayanılarak, uzman kontrolü olmadan başlanan , standartları belirlenmemiş ilaçlarla yapılan tedavileri bünyesinde bulunduran fitoterapi. Bu manzarada, ikisi arasında çizilmiş hassas sınırı da yadırgamamak gerekir.

Bilimsel çalışmalar

Son yıllarda bu durumu değiştirmek için, uluslararası kabul görmüş dergilerde de yayınlanan, bitkilerin etkinliğini kesin olarak ortaya koyan bazı bilimsel çalışmalar yapılmıştır: Serenoa Repes bitkisinin semptomatik bening prostat hiperplazili hastalarda fenasteride eş etki gösterirken daha az yan etkisi bulunduğunu kanıtlayan , geleneksel Çin bitkisel tedavisinin adult atopik dermatitinde etkili olduğunu gösteren , Hypericum Perforatum’un orta derecede depresyon üzerine amitriptilin ile karşılaştırılabilen düzeyde olumlu etkisi olduğunu ispat eden , Echhinacea’nın soğuk algınlığının önlenmesi ve tedavisinde etkin olduğunu bildiren çalışmalar örnek olarak gösterilebilir.

Bu çalışmalara rağmen fitoterapi hâlâgüvenliği ve etkinliği tam olarak kanıtlanamamış bir tedavi yöntemidir. Bu yüzden bir bitkisel ilacı reçete ederken veya insanları bu konuda bilgilendirirken basit ancak önemli birkaç kuralı unutmamak gerekir:

Bitkisel tedaviyi ciddi hastalıklarda kullanmayın
Gebeyseniz veya gebe kalmayı düşünüyorsanız bitkilerden uzak durun
Bebek emziriyorsanız bitkisel ilaç almayın
Bebeğinize bu tür ilaçları kesinlikle vermeyin
Alkol alıyorsanız veya geçirilmiş bir sarılık öykünüz varsa, doktorunuza danışmadan bitkisel tedavilere yaklaşmayın
Bitkileri güvenilir yerlerden alın
Etiketsiz veya etiketinde içerdiği maddeler belirtilmemiş bitki paketleri almayın
Etiketinde ne yazarsa yazsın doğruluğuna %00 inanmayın: Paket listelenmemiş yabancı maddeler içerebilir ve belirtilen maddelerin konsantrasyonları farklılık gösterebilir.
Hiçbir preparatı uzun süre, düzenli bir şekilde kullanmayın
Başka bir ilaç kullanıyorsanız doktora başvurmadan bitkisel ilaca başlamayın

Sonuç olarak bitkiler bahçemizi süsler, soframıza renk, hayatımıza ilginçlik ve estetik bir tat katar, kimisi iyi bilinir, kimisi ekzotiktir. Bir kısmı terapötik olabilir ama hepsinin toksik olma riski vardır.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar