Kategori | Hastalıklar

Frengi ve verem hastalığı

verem

Frengi (Sifilis), hekimleri olduğu kadar, tarihçileri de ilgilendiren bir hastalıktır. Bazı araştırmacılar, bu hastalığın Avrupa ‘ya Kristof Kolomb’un Amerika ‘ya yaptığı seferden geri dönen tayfalar tarafından getirildiğini öne sürer. Buna karşılık bir grup uzman, Treponema pallidum adı verilen frengi mikrobunun Amerika ‘nın keşfinden önce de görüldüğünü kanıtlamaya çalışır. Gerekçeler :

Bazı tanı yanılgıları yüzünden frengi çok yaygın olan başka hastalıklarla, özellikle belsoğukluğu ve cüzzamla karıştırılmıştır.

Amerika’nın keşfinden önce Avrupa ‘da yaygın olan frengi, Amerikan frengisinden farklı birtakım klinik özelliklere sahipti; bu nedenle de Avrupa frengisine ilişkin belirtiler Amerika frengisinden çok daha az dikkat çekiciydi.

Orta çağ Avrupa’sında, civa tedavisi çok geçerliydi ve bu tedavi, büyük olasılıkla frengiyi tedavi etmek için kullanılıyordu.

Bu ikinci kuramı çüriitecek somut kanıtlar yok denecek kadar azdır. Karolenjler döneminden kalma bir bacak kemiğini inceleyen bir Fransız bilgini kemikte açıklanması güç bozukoluşumlar bulunduğunu ve bunun “Parrot’un yalancı felcine” (pseudoparalizi)  yani çocukluk döneminde görülen frenginin neden olduğu kemik ucu yırtılmasına uyduğunu saptamıştır. Frenginin, 15. yüzyılın sonlarında bir salgın hastalık olarak görülmemiş şiddetle, Avrupa kıtasında yayıldığına ise kuşku yoktur. O zamanlar, hastalığa çeşitli adlar verilmiştir: İtalyanlar, XVIII.Charles’ ın ordusu ve ordusuna gelen fahişelerle bağıntılı olarak “Fransız Hastalığı” demişlerdir. ; Fransızlarsa, hastalığın Napoli’yi kuşatan askeri birliklerde yaygınlık kazanması üzerine frengiye ; “Napoli Hastalığı” demişlerdir ; İngilizlerse, bu hastalığı ” Fransız Çiçeği” olarak adlandırmışlardır.
Frengiyle ilgili ilk yasal uygulamaları getirenler İngilizler olmuştur: 1610’da hastalığa yakalanan bütün fahişeler, Londra dışına sürüldüler. Ayrıca 19. yüzyıl’ın ikinci yarısında İngiliz yasaları, hastalığa yakalandığından kuşkulanılan kadınları sarı renkte elbise giymeye ve kendilerine ayrılan yerlerde oturmaya zorluyordu. Bu nedenle oturdukları yerler, halk arasında “kanaryalar payvonu” olarak anılırdı. Tarihe geçmiş kişilerin çoğu frengiliydiler; Bunlar arasında Fransız kralı XIV. Louis’i, Kardinal Richelieu’yu, Moliere’i, şair Baudelaire’i sayabiliriz. Büyük olasılıkla Beethoven, Napoleon ve Rönesans papalarından bazıları da frengiliydi. Frengiden öldükleri kesinlikle bilinenler ise Goya, Glinka, Paganini, Schubert, Heine ve Donizetti’dir.

Frengiye neden olanTreponema pallidum mikrobu ancak 1905’de bulunmuştur; bir yıl sonra da Alman hekim August von Wassermann tarafından uygulanan bir laboratuvar incelemesi “Wassermann tepkimesi” frengiyi kesinlikle tanıma olanağını sağlamıştır.

Önceleri cıvayla, bizmut ve iyotla tedavi edilmeye çalışılan frengi, penisilin ile kesin bir tedaviye kavuşmuştur. Öte yandan hastalığın klinik evrimi yüzyıllardan beri çok değişmiştir: eskiden bıraktığı izler ve sakatlıklar çok büyükken, bugün artık bu ağır biçimleri pek görülmemektedir; ne var ki, daha sessiz sedasız seyretmesine karşın, insan sağlığı için daha tehlikeli biçimler alabilmektedir.

Öte yandan, belirtileri bütünüyle ortadan kalkıp, hastalığın artık atlatılmış olduğu sanılırken ağır biçimde yeniden nüksettiği de görülür. Dünya Sağlık Örgütü, deri hastalıklarının sürekli olarak ve git tikçe arttığını bildirmektedir. 1999’da frengi nedeniyle 160 bin ölüm olayı saptamıştır. İşte bu sinsiliği ve hızla yayılması yüzünden , ancak cinsel eğitimle ortadan kaldırılabilecek toplumsal bir sorun haline gelmiştir.
“Sifilis” kelimesi, ilk kez İtalyan hekim Gerolamo Fracastoro’nun 1530’da yazmış olduğu, Latince bir şiirde kullanılmıştır. Şiirin kahramanı Syphilus, Galya Hastalığına tutulmuş bir çobandır.

Gebelik ve Verem

Verem ( Tüberküloz ) bilindiği gibi ülkemizde yeniden yaygınlaşmaya başlayan bir hastalıktır.

Veremin gebelik üzerine doğrudan olumsuz bir etkisi yoktur. Ancak, tedavi edilmeyen bir verem, annenin direncini düşürür ve gebeliğin zorluklarla karşılaşmasına neden olur. Vereme yol açan basiller (Koch basilleri), plasentayı geçemediklerinden bebek anne karnında vereme yakalanmaz. Ancak çok seyrek olarak plasentanın yapısında bir bozukluk olduğunda bebek hastalığa yakalanır ve doğumsal veremle doğar. Bu çocukların yaşam şansı yoktur.

Veremin tedavisi gebelik sırasında yapılabilir. Verem tedavisinde kullanılan ilaçların, streptomisin dışında dölüte doğrudan zarar verdikleri saptanmamıştır. Tedavi de kullanılan ilaçlar, İzoniyazid,  Rifampisin, Pirazinamid, Streptomisin ve Etambutol’dur. Bu ilaçlar üçlü ya da dörtlü gruplar halinde verilirler. Tedavi en az 1 yıl sürmeli, daha sonra uzun süre koruyucu tedavi yapılmalıdır. Doğum normal yapılabilir. Ancak hastalık lohusalıkta alevlenebileceğinden veremli kadın bebeğini emzirirken çok dikkatli olmalı, hekime danışmalıdır, gerekli görülürse bebeğe de koruyucu tedavi başlanabilmektedir.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar