Kategori | Alternatif Tıp

İçsel Ritmin Eşiğinde Yaşam

Beynimizdeki bir metronom zamana ayak uydurmamıza, yaşamsal faaliyetimizi düzenlememize, konuşmaları anlamamıza yardımcı oluyor.

Hiçbir şey düşünmeden parmaklarınızla hafif bir ritim tutturun. Sonra birkaç dakika boyunca bu vuruşları sayın. Büyük bir olasılıkla her 600 milisaniyeye bir vuruş düştüğünü göreceksiniz. Bu da yaklaşık her yarım saniyeye bir vuruş anlamına gelmektedir.

Bu ritmi belirleyen nedir? Bunu araştıran bazı bilim adamları herkesin içinde nabız gibi atan bir metronomun bulunduğunu, bunun da tüm yaşamsal faaliyetlerin ritmini ayarladığını ileri sürüyor. Bu ritim duygusu yalnızca müzik yapmamıza yaramıyor; beyin ve vücut arasındaki koordinasyonu sağlıyor, Ritmzamana ayak uydurmamız için gereken alt yapıyı oluşturuyor, bilinmezliklerle dolu dünyamızda bizleri olumsuz yönde etkileyen olay akışını filtreden geçiriyor.

İçsel bir ritmin varlığına inananların başında Paris, Rene Descartes Üniversitesi’nden Carolyn Drake geliyor. İnsanların parmaklarıyla gelişigüzel tuttukları ritmin dikkati çekecek kadar birbirine benzediğini fark eden Drake, bu gözlemlerini şöyle ifade ediyor:”İnsanların yürüme hızlarına, kalp atışlarına ve bir bebeğin meme emiş hızına bir göz atarsanız hepsinin benzer bir ritmi tutturduğuna tanık olursunuz. Dışarıdan herhangi bir müdahale olmadığı zaman bütün bu faaliyetler üç aşağı beş yukarı aynı tempoyu tutturuyor.” Bunu ilk kez 1940 ile 1950’li yıllarda bilişsel psikolog Paul Fraisse fark etti. Daha sonra 1970’li yıllarda Ohio State University’den nöropsikolog Mari Reiss Jones , fiziksel temponun içsel bir ritme ayak uydurduğunu, bunun da dikkatimizi belirli bir faaliyete odaklamamıza yardımcı olduğuna dikkat çekti. Diğer sinirbilimciler bu fikri kabullenmeye ilk başlarda pek yanaşmadılar, ancak zaman içinde yavaş yavaş bu içsel ritim kavramı kabul görmeye başladı.

Bilim adamlarının temel ritim fikrine sıcak bakmalarının bir nedeni de ”mutlak tempo” adı verilen olgu. Buna en güzel örnek yetenekli orkestra şeflerinin dakikada 60 vuruşu veya notalarda yazan herhangi bir tempoyu şaşırtıcı bir hassasiyetle tutturmaları. Montreal, McGill Üniversitesi’nden Daniel Levitin herkeste bu yeteneğin olduğuna inanıyor. Son yıllarda gerçekleştirdiği bir deneyde deneklerden popüler bir şarkıyı söylemelerini isteyen Levitin, herkesin doğru tempoyu yakaladığını keşfetti. Levitin’e göre bizi yönlendiren içsel bir metronom olmadan bunu açıklamak mümükün değil.

Şarkı söylemenin veya enstrüman çalmanın dışında bu ritim ne işe yarar? Reiss Jones ve Drake’ e göre insanlar dünyayı bir bilinç akışı olarak değil, tam tersi nabız gibi atan bir tempoya ayak uyduran kesintili bir süreç olarak algılıyor. Bu temponun hızını ise içsel bir metronom belirliyor. Görme ve işitme gibi duyular karşıtlık (kontrast) fikrine dayanır, çünkü dikkati nesnelerin değişiklik gösterdiği noktalara -örneğin bir nesnenin kenarı- yoğunlaştırmak o nesne hakkında daha fazla bilgi verir. Drake aynı şeyin zaman için de geçerli olduğunu söylüyor. Drake’e göre insanlar çevrelerini algılarken saniyede iki kez aldıkları örnekten yararlanır. Bunu yaparken de ses veya görüntünün değişiklik geçirip geçirmediğini kontrol eder. Kaldı ki insanlar için en ideal algılama aralığı bu iki vuruş arasındaki zaman dilimidir. Bu aralıkta bilgi filtreden geçirilir. Filtreden geçirilmeyen bilgi akışı, kişiyi veri bombardımanında boğar.

Drake kesintili algılama olgusunu şöyle açıklıyor:”İçsel ritim olmadan olayların bir diğerini izlediği gerçeğini algılayamayız. Veya bir notanın diğerinden daha uzun ya da kısa olduğunu fark edemeyiz. Temel ritim olmadan her şeyin aynı anda olduğu bir dünyada yitip gidebiliriz.”

Kuşkusuz tüm yaşamsal faaliyetleri ”600 miliseniyede bir”lik bir ritme uydurmak zorunda değiliz. Pek çok önemli olay bu zaman aralığının altında veya üzerinde cereyan edebilir. Dolayısıyla içsel tempo, dışsal ritmin değişimine ayak uydurmak zorundadır. Reiss Jones, ”Organizma ve organizmanın çevresi arasında çok karmaşık bir dans söz konusudur” diyor.

İşte bu nedenle insanlar dış ritimlerine ayak uydurmakta zorlanmazlar. Florida Atlantic Üniversitesi’nden Ed Large , insanların ritmin yalnızca müzikte varolduğunu düşünmekle çok büyük bir yanılgı içinde olduğunu söylüyor.”Bir müzik parçasını dinlerken ritmini de hissedersiniz” diye konuşan Large, ”Müzik çalarken notaların birbiri ardına sıralanışı ve aralardaki es’ler beyindeki bir osilatörü (salıngaç) harekete geçirir. Yeterli miktarda osilasyondan (salınım) sonra beyin ritmi yakalar. Ve beyindeki baskın ritim, müzikteki devirlerden birine uyum sağlar. Bu olguya ‘ayak uydurma’ denir. Bu olgu vücudu harekete geçirir, eller veya ayaklar tempoya eşlik etmeye başlar” diyor.

Stockholm, Royal University College of Music’ten Bjorn Merker ‘e göre karmaşık ritimler, vücudun sürdürdüğü basit kadansların (perdenin derece derece inmesi) bir varyasyonudur. Pek çok insan oldukça basit ritimleri tercih eder, çünkü bunlara ayak uydurmak kolaydır. Drake’in yürüttüğü deneylerden çıkan sonuçlara göre 400 milisaniyede bir vuruş olduğu zaman, beyin otomatik olarak bunun katları olan diğer osilasyonları -100, 200, 800 ve 1600 milisaniye- harekete geçirir. 5/3 gibi daha karmaşık bir ritim söz konusu olduğu zaman, ortalama bir dinleyicinin yeteneğinin üzerinde bir algılama gerekir. Bu da ayak uydurmayı zorlaştırır.

İçsel metronomu yeniden ayarlama gereksinimi, başka bir grubun varolan gruba katılımıyla ortaya çıkabilir. Konuya evrimsel bir bakış açısıyla yaklaşıldığında tek başına yaşayan bir hayvanın, diğer hayvanlarla ritim konusunda koordinasyonuna gitmesi yaşamsal fayda sağlayabilir. Örneğin bir grup şempanze hep bir ağızdan bağırmaya başlarsa çıkan sesin potansiyel bir eşe ulaşma şansı yükselir. Böceklerin bile çevrelerindeki seslere ayak uydurduğu gözleniyor. Örneğin ateş böcekleri, cırcırböcekleri çiftleşme dönemlerinde hep bir ağızdan bağırıp çağırarak, cinsel mesajlar gönderir.

Kitlesel iletişim

İnsanlar çiftleşmek için eş ararken hep bir ağızdan bağırıp çağırmasa da -diskolar hariç- kitlesel iletişimden yararlanır. Indiana, Notre Dame Üniversitesi’nden fizikçi Albert-Laszlo Barabasi ve araştırma ekibi opera veya diğer sahne performanslarında sanatçıları alkışlayan kalabalıkları inceledi. Barabasi’nin incelemelerinden şu sonuç çıktı: Dinleyiciler sanatçıları alkışlarken ilk baştaki hızın yaklaşık yarısına denk gelen bir tempoda senkronize olurken, alkışın çıkarttığı sesin gücü artıyor. Şempanzelerin hep bir ağızdan bağırmaları gibi dinleyiciler de senkronize bir alkışın daha etkili olduğunu fark ederler. Kürek çekme, dans etme veya toplu yürüyüş gibi faaliyetlerde aynı mekanizmadan yararlanılır. Lisan öğrenirken de ritim içgüdüsü devreye girer. Çocuklar lisan öğrenirken daha çok lisanın ritmi üzerinde yoğunlaşır. Önce basit kalıpları, daha sonra daha karmaşık kalıpları yanyana getirir.

Bu 600 milisaniyelik vuruşun nereden kaynaklandığına ilişkin pek çok varsayım ortaya atıldı. Reiss Jones’un yıllar önce ileri sürdüğü ”içsel osilatör” kavramının bugün yalnızca basit organizmalar için geçerli olduğu düşünülüyor. Reiss Jones’un ilk önerileri beyindeki bir grup nöronun oluşturduğu içsel osilatörin bu frekansı sağladığı ile ilgiliydi. Ancak Drake gibi bu konuda ileri deneylere imza atanlar, bunun insanlar için geçerli olamayacağına inanıyor, çünkü tek bir osilatörün yüzde 10’un üzerinde frekans değişikliğine gidemeyeceği artık biliniyor. Kaldı ki tek bir müzik parçasında bile daha büyük oranlarda frekans değişikliği söz konusu. Bugün Reiss Jones da insanların beyinlerinde birden fazla osilatör ile doğduğunu düşünüyor. Çocuklar ilk başlarda bazı tempolar üzerinde yoğunlaşırken, bazılarını hiç kullanmayarak zaman içinde yok olmalarına yol açabiliyor.

Beyindeki ritim merkezi

Eğer ritim beynimizin içine bir yere -veya yerlere- kazındıysa, bunun nerede olduğuna ilişkin herhangi bir ipucu var mı? Milwaukee, Wisconsin Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nden Nörolog Stephen Rao ve meslektaşları, insanların işittikleri ritme ilişkin karar verirken beyinlerinin hangi bölgelerinin faal duruma geçtiğini saptamak için ”işlevsel manyetik rezonans” adı verilen bir teknikten yararlanarak beyni taradılar. Araştırmacılar, bu amaçla önce deneklere tek bir tempoda iki parça dinlettiler. Daha sonra farklı bir tempoda iki parça daha çaldılar. 17 deneğe bu iki tempodan hangisinin daha hızlı olduğunu belirtmesini istediler. Denekler yanıtlarını verirken, beyinlerinde iki bölgenin faal olduğu ortaya çıktı. Bunlar bazal ganglia -hareketleri koordine eden ve beyin kaidesinde bulunan gri hücreler- ve çeper lobları -konuşma ve uzamsal bilinci koordine eden bölge- idi. Rao bu bulguların ışığında, ritmi algılayan nöronların bu bölgelerde yer aldığına karar verdi.

Aynı bölgelerin geçen zamanın kontrolünde de rol oynaması çok büyük bir olasılık. Bazal ganglia bölgeleri ağır şekilde hasar gören Parkinson hastalarında zaman kavramının iyiden iyiye dejenere olması bu savı güçlendiren bir etmen. Dolayısıyla yaşlı insanların tempo tercihlerinin de yavaşlaması da bu etmenden kaynaklanıyor olabilir. Drake, yaşlanan kişilerin daha karmaşık bilgi yığınını koordine etmek zorunda kaldıklarını, bu nedenle beynin her bilgi yumağını işlemden geçirirken daha uzun zaman aralığına ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Örneğin araba kullanmak, bale yapmak gibi karmaşık eylemlerde iki ritmik vuruş arasındaki zamanın daha uzun olması gerekiyor.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar