Kategori | Hamilelik

Kısırlık Tedavisinde son gelişmeler, tüp bebek, mikroenjeksiyon, genetik tanı

Doğadaki tüm canlılar gibi insanoğlu da varlığının devamı için programlanmıştır. Doğurganlık, çocuk sahibi olabilme, tarih boyunca her toplum tarafından yüceltilmiş bir özellik olmuştur. Çocuk sahibi olmak sadece birey olarak değil, toplumsal olarak da paylaşılan mutlu ve müjdeli bir olgudur.

Ancak, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bir kısmı problem ile karşılaşmaktadır. İnfertilite veya kısırlık oranı toplumlara göre farklılıklar göstererek %9 ile %15 arasında değişmektedir. İnfertilite, gerek kadın ve gerek ise erkekten kaynaklanan farklı nedenlerden ortaya çıkmaktadır. Kısırlığa yol açan faktör veya faktörlerin yaklaşık yarısından kadınlar, diğer yarısından erkekler ve %20 oranında çiftin her ikisi de sorumlu tutulmaktadır. Bu faktörlerde değişiklikler göstermekte, kaynağına bağlı olarak hafif veya ağır bir nedenden dolayı oluşabilmektedir.

Doğal yollardan gebe kalamayan çiftlerde, yapılan incelemeler sonucu kadında tüplere ait faktörler, yumurtlama problemleri, endometriozis, erkek faktörü, kadına ait yaş faktörü, immünolojik infertilite gibi nedenler söz konusu olmaktadır. Bu problemlerin giderilmesi için çeşitli tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Örneğin, kadında yumurtlama olmaması veya düzensiz yumurtlamalar için ilaç tedavisi kullanılmakta ve düzenli yumurtlamalar sağlanarak gebelik elde edilmesi hedeflenmektedir. Erkekte ortaya çıkan sperme ait hafif bozukluklar için intrauterin inseminasyon (aşılama) yöntemi kullanılmakta veya tüplerdeki tıkanıklıklar bazı özel operasyonlar ile giderilmektedir. Ancak, bahsedilen bu klasik yöntemleri birkaç kez uygulandıktan sonra halen gebelik elde edilememiş ise tekrar edilmeleri gebelik şansını arttırmamaktadır.

Bilinen klasik yöntemlerin başarısız kaldığı durumlarda zaman kaybetmeden ve kadının yaşının ilerlemesine izin vermeden Tüp Bebek veya mikroenjeksiyon gibi tedavi yöntemlerine geçilmektedir. Halk arasında en son tedavi aşaması olarak algılanan bu ileri yardımcı üreme tekniklerinin hazırlığı esasen diğer yöntemlerden farklı değildir. İlk kez 1978 yılında infertilite tedavi yöntemleri arasına giren İn-vitro-Fertilizasyon (Tüp Bebek) ve 1992 yılında uygulanmaya başlayan mikroenjeksiyon yöntemleri çocuk isteyen çiftlere tedavi şansını açmıştır.

Mikroenjeksiyon teknikleri ülkemizde ilk kez 1993 yılında ekibimiz tarafından gerçekleştirilmiş ve bugüne kadar 3000’den fazla bebeğin dünyaya getirilmesi başarılmıştır. Mikroenjeksiyon esas olarak şiddetli erkek kısırlığı için kullanılan bir teknik olmasına rağmen başarılı gebelik sonuçları elde edildiğinden giderek kadına ait faktörler kullanılmaya başlanmıştır. Kısırlığın nedeninin izah edilemediği ve diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememiş çiftlerde, kısırlık süresi 10 yılı aşmış çiftlerde mikroenjeksiyon uygulaması başarılı sonuçlar vermektedir. Bu tedaviler öncesinde gebelik şansı olmayan çiftler, bu yöntemlerin de geliştirilmesi ile %40-50 oranında gebe kalabilmektedir.

Son yıllarda bu uygulamalara genetik tanı yöntemleri de eklenerek tekrarlayan düşüklerde ve doğumsal (kalıtsal) hastalıklı bebekler dünyaya getirme açısından riskli olan çiftlere de tedavi olanakları doğmuştur. Bu şekilde, tüp bebek uygulamasına alınan çiftlerin embriyoları genetik olarak incelenmekte ve sadece sağlıklı olduğu tespit edilen embriyolar anne adayının rahmine transfer edilmektedir. Bu yönteme implantasyon öncesi genetik tanı adı verilmektedir.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar