Kategori | Sağlık Bilgileri

MS Hastalığı Hakkında

Bazı insanların ilk bakışta görülen fiziksel sorunları vardır. Gözleri görmüyordur, bir kolu felçlidir veya bacağı kesiktir. Ara sıra bütün güçlükleri ve tehlikeleri göze alıp evinden dışarı çıkmış bedensel özürlü böyle birini görür, acır, üzülürsünüz. Belki gözlerinizi kaçırır, o görüntüyü beyninizden uzaklaştırmaya çalışırsınız. O insanın yerinde olmadığınız için sevinir, şükredersiniz belki de. Türkiye’de, yerinde olmadığınız için sevinmeniz gereken insan sayısı sokakta gördüklerinizden çok daha fazladır aslında. Bunların arasında bir de sağlıklı göründüğü halde olmayanlar vardır. Bu yazıda böyle bir gruptan, MS’lilerden söz edilmektedir.

Multipl Skleroz, kısaca MS, belki daha önce hiç duymadığınız bu kelimeler, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalığın adıdır. Çok basit şekilde beyin ve omurilikteki sinirleri saran koruyucu kılıfın yer yer tahrip olması ve bunun sonucunda o bölgelerde uzuvlara mesajların düzgün iletilememesi olarak açıklanabilir. MS kronik bir hastalıktır. Bugün için kesin bir tedavisi yoktur. Bulaşıcı, kalıtsal ya da öldürücü değildir. MS’e neyin yolaçtığı kesin olarak bilinmemektedir. Daha çok 20-40 yaşları arasında ve kadınlarda erkeklere oranla daha sıklıkla görülmektedir. MS, kesin teşhisi konması çok zor ve insanları hayatlarının en verimli çağında etkileyen bir hastalıktır. Bu nedenle de tanınıp bilinmesinde yarar vardır.

Bir sabah uyandığınızda dünyaya bir sis perdesi ardından bakıyor veya baktığınız herşeyi çift görüyor olabilirsiniz. Ya da elleriniz, ayaklarınız, yüzünüz uyuşmuş, hissizleşmiştir. Bir bacağınızı veya tüm belden aşağınızı hissetmiyor olabilirsiniz. Bu durum birkaç dakikada geçebilir veya daha inatçı olabilir. Kısa sürede geçip aylar sonra yeniden ortaya çıkabilir. Vücudunuzda tuhaf birşeyler olmaktadır ama ne? Tarif etmek zordur. Çok çabuk yorulmaya başlamışsınızdır. Kollarınız güçsüzleşmiştir. Tabakları, bardakları elinizden düşürüp kırarsınız. Derken doktorlara gitmeye başlarsınız. Önce nereden başlayacağınızı bilemezsiniz. Göz doktoru mu doğru adrestir, ortopedist mi, dahiliye uzmanı mı? Şikayetler öylesine farklı ve çeşitlidir ki? Başınızda bir sersemlik hissiyle oradan oraya savrulmaya başlarsınız. Bir şekilde göründüğünüz doktorlardan biri MS ihtimalini düşünüp sizi bir nöroloğa yönlendirirse doğru yola girdiniz demektir ama asıl zor kısım bundan sonra başlamaktadır. Kan testleri, göz, kulak ve duyusal sinirlerle ilgili çeşitli testler, ilk defa tanıştığınız MR makinası, omurilikten sıvı alınması vs. vs. Bütün bunlar olup biterken siz sadece ne olup bittiğini anlamaya çalışır, bu tuhaf hastalığın, her ne ise, bir an önce adının konmasını istersiniz. Genellikle hastalığın başlangıç aşamasında problemler tedaviye gerek kalmadan ortadan kaybolabilir ve çok uzun bir süre tekrarlamayabilir. Bu nedenle MS tanısı koymak çok güçtür. Bazen çevrenizi yanlış bir şeyler olduğuna inandırmanız bile çok güçtür. Kuruntu yaptığınızı, kendi kendinize hastalık yarattığınızı düşünür yakınlarınız. Görünürde bir sorun yoktur çünkü. Öksürmezsiniz, ateşiniz yoktur, kilo kaybetmezsiniz. Ama birşeyler yanlıştır işte! Kafanızın içinde normal olmayan birşeyler olmaktadır. Hisseder ama anlatamazsınız. Eğer ilk belirtilerle MS ihtimali üstüne gidilmiş ve yapılan tetkiklerle teşhisiniz kısa sürede kesinleşmişse şanslısınız demektir. En azından o korkunç belirsizlik dönemini kısa yaşamışsınızdır. Artık hiç olmazsa hastalığınızın bir adı vardır: MS. Sonra kortizon tedavileri başlar. Ataklarla seyreden hastalığın akut atak dönemlerinde damardan yüksek dozda kortizon alırsınız. Kortizonun tüm yan etkilerine maruz kalırsınız. Kilo alır, tuz yiyemezsiniz. Yüzünüz sivilcelerle dolar. Kendinizi sevmez olursunuz bir dönem. Ama kortizon mucizevi etkisini gösterir, kısa sürede belirgin şekilde düzeldiğinizi hissedersiniz. Hayatınız yine neredeyse tümüyle eski haline dönmüştür. Önceleri, “Bu böyle gelip sonra iz bırakmadan giden bir hastalıksa, çok kötü değil, bununla da yaşayabilirim.” diye düşünürsünüz. Ama sonraları ataklar geldiğinde, iz bırakarak gitmeye ya da hiç gitmemeye başlar. Artık bir eliniz hep uyuşuktur, ya da bir bacağınız hep kasılmaktadır. Ne kadar dinlenseniz de geçmek bilmeyen yorgunluk hissi hep sizinle beraberdir. Enerjiniz öylesine sınırlıdır ki, yapılacak işler arasında seçim yapmak zorundasınızdır. Dengeniz bozuktur. Sokakta yürürken bazen sağa sola yalpa yaparsınız. İnsanlar sarhoş olduğunuzu düşünürler. Ya da adım atarken bir bacağınız birden kilitlenir ve yere kapaklanırsınız. Merdiven inip çıkmak bir işkencedir artık, yanınızda elinden tutacağınız biri olmadan yapamadığınız bir iştir. Yanında korkuluğu olmayan bir merdivenin başına geldiğinizde, ilk adımlarını atan bir çocuk gibi kalakalır, etrafınıza bakınırsınız yardım istemek için. Çok sık tuvalete gitmeniz gerektiğinden kalabalık trafikte yolculuk yapmaktan korkar olursunuz. İnsanlar çoğunlukla anlayamazlar neler olduğunu. Gençsinizdir, gayet sağlıklı görünürsünüz ama aksayan birşeyler vardır. Evet, artık geçirdiğiniz her atak birtakım kalıcı izler bırakmaktadır. Sürekli yeni durumlara uyum sağlamaya çalışırsınız. Sağlarsınız da… Önceleri koşarak gezindiğiniz sokaklarda şimdi yüksek bir kaldırım görünce destek alacak bir el arasanız da, durmadan elinizden birşeyler düşürüp kırsanız da, yürürken sağa sola çarpsanız, düşseniz de, sevdiğiniz bir bebeğin saçını okşarken o ipeksi yumuşaklık yerine kendi keçeleşmiş avucunuzu hissedip MS’e lanet etseniz de alışırsınız. İnsanın içinde öyle güçlü bir yaşama içgüdüsü vardır ve dünya tüm sıkıntılarına rağmen bırakıp gitmek için öyle güzeldir ki hepsine alışırsınız. Sizden daha kötü durumda olan bir sürü insan vardır. Onları düşünür, üzülür, akşam yattığınızda kendiniz kadar onlar için de dua eder, sağlık dilersiniz.

Ve ümidinizi hiç yitirmezsiniz. Birgün bütün hastalıklara çare bulunacak, bütün insanlar daha sağlıklı ve mutlu yaşayacaktır. Size düşen sadece o güne kadar mümkün olan en iyi durumda kalabilmektir. Bunu düşünür yüreğinizi ferahlatırsınız. Ümittir insanı yaşatan çünkü, her zaman ve her durumda ümit…

MS böyle birşeydir işte. Tek belirli özelliği belirsizliği olan bir hastalık. Her insanda farklı seyreden, bazen yıllarca hiç sorun çıkarmayan, bazen de başlangıçtan itibaren hızla ilerleyip insanı tekerlekli sandalyeye mahkum edebilen, görme özürlü yapabilen sürprizlerle dolu bir hastalık. Bir kez pençesine düştünüz mü artık onun istediği şekilde yaşamak zorundasınızdır, kendi istediğiniz şekilde değil. Bir an kendinizi iyi hisseder, sınırlarınızı aşmaya çalışırsanız hemen varlığını hatırlatıverir kafanıza tokmak gibi vurarak.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar