Kategori | Alternatif Tıp

Sağlığımız için doğaya bilinçli dönüş; Fitoterapi

İnsanoğlu ilk çağlardan bu yana, varoluşunun temelinde doğayı aradı. Ateş, su, toprak ve hava kimi zaman tek başına, kimi zaman birarada insanoğlunun sorularının ve sorunlarının cevabı olmaya çalıştı. Doğanın çözüm yarattığı konuların en önemlilerinden ve etkililerinden biri ise hastalıklar oldu. Hatta o kadar ki bugün tıptaki tüm gelişmelere rağmen, bitkiler ve bitkisel kaynaklı ilaçlar tedavideki önemini koruyor.

Bitkisel tedavi ya da uluslararası literatürde kullanılan adıyla “fitoterapi” aslında konvansiyonel tıbbın (bugün kullandığımız modern tıbbın) bir parçası ve birçok yerde yardımcısı olan bir bilim dalı. Geçmişi insanlık tarihi kadar eski. Tıbbın babası sayılan Hipokrates’in (M.Ö. 460-377), Aristotales’in (M.Ö. 384-322) ya da Galen’in (M.S.131-201) o devirlerde kaleme aldığı eserlerinden, birçok bitkisel kaynaklı ilaç ve tedavi yöntemini kullandığını biliyoruz. Bu bilgiler sağlık alanındaki gelişmelere kaynak olmuş.

Bitkisel ilaçlar ve tedavi yöntemleri, 19.YY’a, ilaç sanayinin gelişmeye başlamasına kadar, temel tedavi yöntemi olarak uygulanmış. 20. YY başlarında ilaç sanayinin önemli bir endüstri dalı olarak gelişmesi ile yerini sentetik ve yarı sentetik ilaçlara bırakmış. Son zamanlarda ise, bitkilerle ve bikisel kaynaklı ilaçlarla tedavi şekli gerek ekonomik sebepler, gerekse doğaya dönüş akımının etkisi ile tekrar gündemde.

Bitkisel tedavi için kullanılan ilaçlara uluslararası literatürde “fitoterapötikler” adı veriliyor. Bitkilerden hazırlanan çay, tentür, ekstereler ile tablet, kapsül ve şuruplar bu amaçla kullanılan başlıca formlar. Bitkisel kaynaklı ilaçların günümüz sentetik ilaçlarına tercih edilmesinin önemli nedenlerinden biri bu ilaçların nispeten daha az yan etki göstermeleri. Elbette bunun da ilk şartı doğru bitkiden, doğru miktarda kullanmak. Yapılan araştırmaların gösterdiği kadarıyla fitoterapötiklerin hastalıkları tedavi edici etkisi, bitki ekstrelerindeki etken maddelerin birbiri üzerine yarattığı sinerjik etkiden kaynaklanıyor. Ancak bunlar, insan ve bitki organizmasının ilişkisi sonucu ortaya çıkan etkiler olduğu için daha yoğun incelemeler gerektiriyor.

Fitoterapötikler, ABD ve çoğu Avrupa ülkelerinde akut ve kronik hastalılkarda, koruyucu hekimlikte ve rehabilitasyon dönemlerinde destekleyici olarak uzun yıllardır kullanılıyor. Son yıllarda, fitoterapinin de yer aldığı alternatif tıp konulu araştırmalarına ayrılan fonun giderek artırılması ve araştırma yapan kuruluşlar bağımsız hale getirilmesi, dünya genelinde konuya verilen önemin arttığını gösteriyor.

Ülkemizde bitkilerle tedavi yöntemi henüz yeteri kadar bilimsel şartlarda uygulanmıyor. Zaman zaman medayada çıkan haberlerden ya da bir yakınımızdan “….’ya iyi gelen” bir bitkiyi ya da bitkisel ilacı duyup, kullanmaya başlıyoruz. Sözü edilen hastanın sadece bitkisel tedavi ile iyileştiğini varsayıp, o bitkiyi herşeye iyi gelen “müthiş çare” olarak görüyoruz. Tıbbın başka çare kalmadığını söylediği hassas bazı durumlarda ise, hiç düşünmeden ne olduğu belirsiz ot karışımlarına, sıvılara ya da yağlı karışımlara akıl almaz paralar ödeyebiliyoruz.

Ülkemiz, yeryüzünde ender bulunan zengin floralardan birine sahip olmasına rağmen fitoterapiye henüz gereken önemi vermediğimizi söyleyebiliriz. Sahip olduğumuz kaynakları gerek bilimsel anlamda, gerek ekonomik anlamda gerektiği gibi kullanamıyoruz. Uygulamada hekimin teşhis ve tedavi bilgisi; eczacının ise ilaç bilgisi gerekiyor. Bitkisel kaynaklı ilaçlarla tedavi; ilaçların hazırlanması, kullanımı hekim ve eczacı işbirliği ile yürütülmesi gereken bir konu. Ancak ülkemizde yasal hükümlerin henüz yeterli olmaması, bitkisel kaynaklı ilaçlarla tedavinin yasal sorumluluğu olmayan kişilerce uygulanmasına; ruhsatlandırma için Sağlık Bakanlığı’nın onayı gerekirken, bazı durumlarda Tarım Bakanlığı’nın izninin kullanılmasına neden oluyor.

Her ne kadar bitkisel tedavi ve eczacılık mesleğinin kökeni, şifalı bitkilerin satıldığı “aktar”lardan gelsene, günümüz bitkisel kaynaklı ilaçları en son teknoloji ve iyi üretim koşulları (GMP) ve bilimsel temellere dayandırılarak hazırlanıyor. Çünkü araştırmalarda gelinen nokta gösteriyor ki görünüşte birbirine benzeyen birçok bitki içerdikleri etken maddeler açısından ya da bitkilerin ait olduğu familyalar aynı olsa bile içerdikleri etken madde miktarları açısından (yetiştikleri bölge; hava, toprak cinsi, yeraltı kaynağı, vb etkiler nedeniyle) farklılık gösterebiliyor. Dolayısıyla gerek içerik, gerekse hijyen ve sunuş hususları belli olmayan (uluslararası standartları taşımayan) tedavi ve ilaçlar yarar yerine zarar verme riski taşıyor.

Bitkisel tedavi yöntemlerine ilginin giderek artması daha bilimsel ve kontrollü olmayı gerektiriyor. Bu amaç doğrultusunda başta Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakülteleri olmak üzere, birçok eczacılık fakültesinde hekim ve eczacılara yönelik fitoterapi kursları düzenleniyor.

Hekim ve eczacıların işbirliği içinde çalışması bitkilerle tedavi yöntemini insan sağlığından yasal olarak sorumlu kişilerce uygulanmasını sağlayacaktır. Bu hem mevcut kaynakların bilinçli tüketilmesi, hem de daha etkili sonuçlar elde edilmesi anlamına geliyor.

Nihayetinde ilk ilaçlar da bitkilerden hazırlandı, etkileri deneme yoluyla tespit edlidi. Bugün bu yönteme başvurmamıza gerek olmayacak bilimsel imkanlara sahibiz. En değerli varlığımız, sağlığımız söz konusu olduğuna göre, neden daha bilinçli davranmalayım?

İlk ilaçlar

Tarihin ilk devirlerinde acı ve ızdırabını dindirmek isteyen insanoğlu oldukça yöntemler bulmuş. Örneğin yabani nar çiçeği ile akrep, sığırdili bitkisi ile engerek yılanı arasındaki benzerlikten yola çıkarak bu bitkileri akrep sokması ve yılan ısırması için kullanmış. Diğer yandan, yaralı köpeklerin yaralarınıtedavi etmek için ayrıkotuna sürtündüğünü; keçilerin de çöpleme out yedikten sonra ishal olduğunu gözlemleyerek, bu bitkleri tedavi amaçlı kullanmaya başlamışlar. Mısır piramitlerinin iç duvarlarını süsleyen resimlerden, o devirlerdeki insanların söğüt, nane, yabani safran gibi bitkileri şifa kaynağı olarak kullandığı biliniyor.

Bitkisel ilaç kullanırken dikkat edilmesi gerekenler

– Bitkisel ilaçları tek başına ciddi hastalıklarda kullanmayın. Bu tedavi şekli daha çok destekelyici ve yardımcı olarak tercih edilmeli. Modern tıptan tamamıyla vazgeçilmemeli

– Başka sentetik ilaçlarla ya da besinlerle etkileşebileğini, devam eden bir tedavinin etkisini azaltabileceğini, tersine çevireceğini ya da etkisini artırabileceği unutulmamalı

– Özellikle gebelikte, emzirme döneminde ve yeni doğanlarda bir uzmana danışmadan bitkisel ilaç kullanılmamalı

– Bitkiler güvenilir yerlerden alınmalı etiketsiz veya etiketinde içerdiği maddeler ve miktarları belirtilmemiş bitki paketleri alınmamalı

– Hiçbir preparatı uzun süre kullanmamalı. Bitkisel kaynaklı ilaçların diğer ilaçlar kadar hızlı olmaması, hiç etki etmediklerini göstermez. Daha az olmakla birlikte, yan etkilerin daha uzun sürede ortaya çıkarabileceğini unutmamalı

Fitoterapi ve Fitofarmasötikler

– Fitoterapi konvansiyonel tıbbın içinde tedavi edici, koruyucu ve destekleyicidir.

– Fitoterapist hekim ya da eczacıdır

– Bitkisel ilaçlar (fitofarmasötikleri) eczacı tarafından hazırlanabilir ve eczanede satılır

– Fitofarmasötikler içinde hangi etken madde olduğu, etken madde miktarı, dozu, hazırlanış şekli, saklanış şekli, üretim tarihi, son kullanma tarihi belli ve prospektüsünde yazılıdır

– Fitofarmasötikler içindeki “drog” (yani etkili maddenin yoğunlaştırılmış şekli) farmasötik (tedavi edici ilaç) kalitesindedir

– Fitofarmasötikler içindeki etken maddeye göre, kullanım alanı (endikasyonu) tektir. Herhangi biri, her derde deva değildir.

– Fitofarmasötikler uzun araştırma, denemeler (hayvan ve insan deneyleri), kontrollerden sonra ruhsatlandırılarak, ilaç olarak kullanılır.

İlaç – bitki etkileşmelerine dikkat

Bitkisel ilaçlar doğru kullanılmadıkları takdirde en az diğer tüm ilaçlar kadar zararlı olabilir. Uzmanlar, saflık ve etki potansiyeli standartları olmadığı için, bu ilaçların herhangi bir kişinin kullanmakta olduğu başka bir ilaçla olumsuz şekilde etkileşebileceğini söylüyorlar. Örneğin astım, sinüs enfeksiyonları ya da diet yardımcısı olarak kullanılan efedrin içeren bitkisel kaynaklı ilaçların, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıklarına yol açabileceğine, Ginkgo biloba ya da sarımsak ekstrelerinin warfarin veya heparin gibi ilaçlarla olumsuz etkileştiğine dikkat çekiyorlar. Ve bu yüzden doktorlar, tıbbi bitkilerle ilgili bilgisi olmayan kişilerin, insanlara bu bitkileri ya da ilaçları satmasının doğru olmadığını önemle vurguluyorlar.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sponsorlu Bağlantılar